TARLABAŞI’NI KİME SORUP YIKTILAR ?!

Yazan: katil kahya Tarih: 10 Nisan 2013 Çarşamba 0 yorum

Başlığa yazdığım soru sandığınız gibi mecaz değil. Gerçekten de merak ediyorum, Tarlabaşı’nı yıkmak için kimden izin aldılar. Bir anda bütün mahallenin etrafı tahtalarla çevrildi. Dozerler içeri girdi ve tarih yerle bir edildi. Güya bir istimlak düzenlenmesi yapıldı. Ev sahiplerine mini mini paralar ödendi, yüzlerce insan kış ortasında resmen sokağa atıldı. İyi de istimlak bedelleri hangi ev sahiplerine ödendi?!  Evleri yıkmak için kimlerle masaya oturuldu ?! 


İna Kalakosi….Atadan, dededen  İstanbullu bir Rum arkadaşım. Aile, malum olayların ardından önce Yunanistan’a, ardından Belçika’ya göçmek zorunda kalmış. Ama İna, dedesinin ve babasının doğduğu şehirle bağını hiç koparmamış. Tam bir İstanbul  aşığı. Üstelik geleceği de İstanbul’da yatıyor. Çünkü ailesi faşistlerin saldırısına uğrayıp göçmek zorunda kaldığında, arkalarında muazzam bir servet bırakmış.

Bahsettiğim o servet paravanların arkasında. Üstelik gasp edilmiş halde. Bildiğiniz gibi şehrin dört bir yanı belediye tarafından işgal edildi. Cebren ve hile ile, kentsel dönüşüm adı altında, yüz binler evinden yurdundan oldu, on binlerce ev yıkıldı. Ancak Tarlabaşı’nın durumu diğerlerine göre çok farklı.  Bunun 3 nedeni var.


1-) Tarlabaşı’ndaki evlerin asıl sahipleri Rumlar. Hatta tapuları bile hala ellerinde.
2-)Tarlabaşı’nın altında muazzam bir tarih yatıyor. Evlerin en genci 100 yaşında (Kaç deprem görmüşlerdir kim bilir ?! Hani depreme karşı şehri güçlendirmek için yapılıyor ya bu değişim. TOKİ’nin güçlendirme mantığını gördük, Samsun’da dere yatağına  yapılan evler su altında kalırken.)
3-)Tarlabaşı sürülenlerin sığınağı. Doğu ve güneydoğuda köyleri yakılanları son adresi.

1-)RUMLAR’IN EVLERİNİ YIKTILAR

Dediğim gibi Rum arkadaşım İna’nın ailesi doğma büyüme Tarlabaşılı. Özellikle karakolun olduğu sokakta birçok evleri var. Üstelik geçtiğimiz yıllarda, şehirden göçmek zorunda kalan azınlıklara hakları geri verildiğinden, tapuları da hala geçerliliğini koruyor. Bana tapulardan birinde yazan adresi, parsel ve ada numarasını yolladı. Amacı evin durumunu öğrenip, gerekli tadilatları yaptırıp, dedesinin doğduğu şehirde vakit geçirecek bir mekana sahip olmak istemesiydi.
Ama anlaşılan belediye kendi hayalini, İna’dan daha çabuk gerçekleştirmiş. Çünkü verdiği adreste koskocaman bir hiç vardı. Ev yerle bir edilmişti. Öğrendiğime göre belediye o evi 1.5 yıl önce istimlak etmiş. İstimlak dediysem, yasal bir durum sanmayın. Eve sığınan garibanlara (belediyeye göre işgalcilere) 3-5 kuruş vermişler. Sonra da  dozerleri içeri sokmuşlar. Peki bunun hesabını İna’ya kim verecek ?!  Zararı nasıl karşılanacak ?! Dava açsa muhtemelen güzel bir para alır..Ama o para yüzlerce yıllık bir eve sinmiş hatıraları,yaşanmışlıkların izlerini geri getirebilir mi?! 



2-)TARİHİN ÜZERİNE BETON DÖKÜLDÜ

Tarlabaşı’nın yerleşim alanı olarak tarihi, 14. Yüzyıla kadar uzanıyor. Tabi bu sadece bildiğimiz tarih. Henüz kanıtları bulunamadı ama bazı uzmanlar 12. Yüzyılda ticaret merkezi olduğundan söz ediyor. Neyse teknik detayları geçelim. Tarlabaşı hem üzerinde yaşayanlar hem de mimari bakımdan İstanbul’un en önemli bölgesi. Daha geçen yıl kazılar sırasında bir ucu Tarlabaşı’nda, bir ucu Harbiye’de olan bir su kanalı bulundu.
 Tahminen 500 yaşında. UNESCO, böyle bir mimari yapının koruma altına alınmasını istedi ama bir zamanlar temiz suların aktığı kanalda şimdi çimento var. Evler ise Rum mimarisinin en başarılı örnekleri.. Cumbaları, geniş kapıları, mermer merdivenleri ve dar balkonları ile yüzyıllardır devam eden değişimin en büyük tanıkları olan o şirin evler birbir yıkıldı, içlerindeki hamamlar, mahalledeki tarihi çeşmelerle birlikte. Ama Tarlabaşı’nın bir de misyonu vardı. Tarlabaşı sosyal  eşitliğe inanırdı. 16. Yüzyılda bütün elçilikler bu mahalledeydi. İstanbullu Rumlar, zengin Yahudiler, elçilik görevlileri ve işçi sınıfı Türkler bir arada yaşıyordu. Ama belediyelere talimat veren hükümet faşizan duygularla, eşitliği hakkı hukuku yok ettiği gibi, tüm bu düşünceleri temsil eden Tarlabaşı’nı da yok etti.

3-)SON SIĞINAK

Özellikle 90’lı yıllarda yaşanan terör olaylarından sonra, doğu ve güneydoğuda birçok ev, köy ve ormanlık alan ateşe verildi. Askerin düşüncesine göre, böylece teröristlere saklanacak alan kalmayacaktı. Ama olan yine garibana oldu. Binlerce insan evinden, yurdundan, doğduğu topraktan oldu. Faşizm köpek dişlerini bir kez gösterdi. Evleri yakılanlar mecbur tuttu büyük şehirlerin yolunu. Tarlabaşı onlara kucak açtı. Yıllarca bağrında sakladı. Terk edilmiş evler, uzak diyarlardan göçüp gelenlere sığınak oldu. Ama kentsel dönüşümle beraber yine göç yolu gözüktü. Yuva diye bildikleri nere varsa ellerinden alınanlar bir kez daha ortada kaldı.


Tabi bütün bunların planı çok önceden yapılmıştı. Ne de olsa bir anda biz burayı yıkmaya karar verdik diyemezlerdi. Önce itibarsızlaştırma operasyonu başlatıldı.
Bölgedeki suç oranı kasıtlı olarak arttırıldı. Önceden belirlenen adreslere bazı kişiler yerleştirildi. Mahalleye nifak sokuldu. Sonra o belli adreslere şafak operasyonları yapıldı. Hatta silahlar konuştu. Belki hatırlarsınız 3-4 sene önce bir nevruz sabahı 3 şahıs polise ateş açmıştı. Gözaltına alınırken de silahı bize bir gün önceden polis verdi demişlerdi. Ama işlerine gelmeyen birçok şey gibi, emniyet ve hükümet bunu da sümen altı etti. Ve o itibarsızlaştırma çalışmaları, bugün yıkılan binaların molozları altına ustalıkla gizlendi.

0 yorum:

Yorum Gönder