Babamız Bizi Sevmedi... Çirkiniz...

Yazan: katil kahya Tarih: 16 Mart 2014 Pazar 0 yorum
Tam 5 sene kuş gibi uçup gitmiş...Daha dün gibi aklımda her an.. Dağ gibi bir adam 35 kiloluk bedeniyle kucağımdaydı. Hangimiz için daha zordu bilmiyorum.. Eriyip bitmiş bir babayı kucaklamak mı, yoksa eriyip bitmiş bir babanın kucağında durduğu evladının yüzüne bakması mıydı bizi ağlatan.. Dünyanın en yakışıklı adamıydı benim için..İlk aşkım,en büyük aşkım..Üstelik karşılıksız bir aşktı bizimkisi..Kan ve soyadı ortaklığıydı sadece..En iyi okullarda okudum,hep iyi arabalara bindim,şık kıyafetler giyindim.Ama ne güzel kıyafetlerimi gösterecek, ne kep töreninde fotoğraf çektirecek, ne de arabaya atlayıp şöyle bir tur atacak babam olmadı benim.Aslında vardı sureti..Bedeni oralarda bir yerdeydi,arada bir telefon ederdi..Belki bunlar bana yetmedi, belkide beni,benim onu sevdiğim kadar çok sevmesini istedim.İşte bu yüzden biraz mahsun yetiştim..Zamanla derim bir timsah gibi kalınlaştı.Zırhıma değen her şey geri tepti. 5 sene önce bugün duvarlarımı iyice yükselttim.Çünkü babam artık gerçekten yoktu..Yani arada bir de olsa telefon gelmeyecekti. 25 yaşıma kadar hiç görmediğim kadar çok görmüştüm o aşık olduğum yüzü yaşamının son 2 senesinde.Hastane odasında baba kız olmayı başarabildik. O serumlara bağlı yatakta yattı, ben yanındaki tekli koltukta oturdum. Tam 745 gün geçirdik birlikte..Bağlandığı cihazların sesini dindirebilen tek bir şarkı vardı aklımda....Her gün, her dakika tekrarladım... Güle güle baba...Seni affediyorum..

video

DEVAMINI OKU...

Eşlik Edelim Teyzeye

Yazan: katil kahya Tarih: 14 Mart 2014 Cuma 0 yorum
11 Mart sabahı bir anlamda hepimizin uzun zamandır beklediği ama aklımızın ucundan bile geçirmek istemediğimiz; küçücük, umut ve yaşam dolu bir ana kuzusuna yakıştıramadığımız o acıyla uyandık. Berkin artık yoktu..Adını,yüzünü bilmediğimiz ama emri kimden aldığı bütün dünyaca malum olan, robotlaştırılmış,insanlıktan çıkarılmış bir polis tarafından öldürüldü. Anasının koynundan koparıldı Gezi'nin en küçük şehidi.. Tabutunu anaları,kardeşleri,abileri ablaları taşıdı. Arkasında medyanın söylediği gibi on binler değil,milyonlar yürüdü.16 kiloluk en ağır acı yeniden biraraya getirdi herkesi.
Belki de daha önce hiç görülmemiş bir kalabalık toplandı, Berkin için..Erbakan'ın,Özal'ın da cenazesi de çok kalabalıktı.Ama katılanların birçoğu ya kameralara gözükmek zorunda olduğundan, ya bu zatlarla göbek bağı olan dernek ve okulların kaldırdığı otobüslerde yoklama alındığından ya da o partiye oy verdiği için cenazedeydi.Berkin için yürüyenlerin ise hiçbir çıkarı,beklentisi yoktu.Hatta gazlanmayı,sulanmayı,plastik mermi ile taranmayı,yani bir anlamda yaralanmayı, belki ölmeyi bile göze almıştı. İşte bu yüzden; bir özür dilemeyi, 15 yaşında bir bebeği katleden polis hakkında soruşturma açmayı çok görenler kıskandılar.Çünkü kimse sandviç+50 lira alarak,bedava metro ve otobüslerle akmamıştı meydanlara.O kadar kıskandılar ki, photoshopla kalabalıklaştırdıkları miting alanı fotoğrafları yerine, Berkinimiz'in cenaze fotoğraflarını akp miting alanı gibi servis etti çürümüş beyinler. Sağ olsun devlet, katili olduğu bebenin daha cenazesi toprağa girmeden bir de taziye mesajı yolladı toma ve akreplerle. Gün düşmeden karıştı ortalık.Polis saldırdı,evladının arkasından yürüyen halk direndi. Şişli'nin karıştığı anlarda yakıldı barikat ateşi Dolapdere'nin ara sokaklarında.
Barikatın önündeki büyük bir tahtada BERKİN ELVAN BARİKATI yazıyordu.Ardında genç,yaşlı onlarca kişi vardı.Devletin kaska,copa,gaza bürünmüş hali anında saldırdı.Ara sokak bir anda gaza boğuldu.Ciğerimiz Berkin için yanarken, gözlerimiz de biber gazıyla yanmaya başladı. Kara kaşlı çocuk için mi ağlıyorduk yoksa gaz mıydı bizi gözyaşına boğan?!...Her şey birbirine karıştı.. Tam yavaş yavaş geri çekiliyorduk ki, yıkık dökük bir Rum evinin cumbasından, sigara içmekten çatallaşmış bir ses duyuldu. Yaşlı bir teyze tüm gücüyle şarkı söylüyordu polislere doğru. YANIYOR MU YEŞİL KÖŞKÜN LAMBASI YAR... Halimize gülelim mi ağlayalım mı bilemedik. Teyze var gücüyle şarkı söylerken, barikatın arka tarafı da coştu.. Bilenler şarkıya eşlik etmeye başladı, bilmeyenler alkış ve ıslıklarla destekledi.Ön grupsa gaz ve plastik mermiye taşla karşılık veriyordu.Sonra bir gaz fişeği ateşlendi ve Dolapdere'yi saran o şarkının geldiği evin balkonuna girdi.Herkes anında o eve yöneldi, yaşlı teyzenin sesi kesildi.Birkaç genç eve girip çatallaşmış sesi ile bize umut aşılayan kadına yardım etti..Diğerleri ise Dolapdere'nin, kentsel dönüşüm adı altında hırpalanan karanlık sokaklarında izini kaybettirdi.


Müzeyyen Senar'ın berrak sesi ile hafızama kazınan "Yeşil Köşkün" lambası hala yanıyor mu bilmiyorum ama 1 Haziran'dan bu yana benim içim yanıyor,analar yanıyor,kardeşler,ablalar,abiler yanıyor,sokakta barikat ateşleri yanıyor...Ve umuyorum bu ateş muktediri de yakacak...Kesip,katlettiği Atatürk Orman Çiftliğinin içinde yükselttiği o ucube saraya yerleşemeden o da yanacak...
DEVAMINI OKU...

Barıştık Balım

Yazan: katil kahya Tarih: 9 Mart 2014 Pazar 0 yorum
Sol klarnetin büyüsüne kapıldığım yıldı 1999. Tek amacım Zakir Hüssain dinlemekti Brüksel'deki caz festivaline gittiğimde, devasa salona girerken aklımda binbir soru işareti vardı .Bir haftalık harçlığımı biletlere gömmüştüm.Dünyanın bir ucunda,evden kilometrelerce uzaktaydım.Babama " yea baba bi Hindu var manyak müzik yapıyo 80 frank verdim bilet aldım,yolsuzum az para yollasana" deme şansım da yoktu. Ne bileyim gençlik işte.Heyecandan terleyen elimde ıslanan biletle girdim içeri.Kulağıma ilk gelen sesti klarnet ve perküsyon.Ön grup çıkmıştı ilk olarak.Kısa boyumla arka sıralardan zıplaya zıplaya sahneye bakmaya çalıştım.Şans bu ya Afyonlu bir abi yetişti imdadıma.Aldı omzuna ve sinirlerimi oynatan o anı görmeme neden oldu.Sahnede 8 kişi..Hepsinin üstünde beyaz gömlek,siyah pantolon ve başlarında siyah beyaz fotr şapkalar. Bildiğin estargon kalesi çalıyorlar.Elin al yanaklı,sarı saçlı avrupalısı da çok anlarmış gibi dans ederek eşlik ediyor.Aklımdan geçen ilk cümleydi "laağn adamlara bak bizim anadolu müziğini çalıp,buralarda meşhur oldukları yetmedi, memleket müziğini dinletmek için 80 frakımı da aldılar" Omzuna çıktığım adama veryansın ettim, abi şu hale bak ya klarnet bizim darbuka da bizim sayılır adamlar malı götürüyor diye söylendim.(niye böyle milliyetçi bi tutum sergiledim hala bir fikrim yok) Derken bir ses duyuldu sahneden "abi fransızcası iyi olan biri kapanış konuşmasını yapsın" diye.
Ses, tam hatırlamıyorum ama galiba Hüsnü Şenlendirici'ye aitti. Arkasındakiler ise daha sonra Türkiye'de belli bir kesim tarafından yakından takip edilen Mehmet Akatay,Volkan Öktem vs. yani Laço Tayfa'nın güzide üyeleriydi. İstanbul'un yeraltı müzik piyasasında bir hayli meşhur olsalar da ben onları Brüksel'de binlerce kişiyi hipnotize ettikleri bir caz festivalinde tanıdım.Türkiye'ye döndüğümde ise neredeyse bütün konserlerini takip ettim.Babylon'un müdavimi oldum.Küçücük konser salonu arkadaşların her hafta toplandığı ev kıvamındaydı.Laço Tayfa konserlerine gelen herkes birbirini tanırdı.Zaten toplasan 100 kişiydik.Sonra Hüsnü Şenlendirici solo albüm yaptı,benim bir türlü sevemediğim komplekli,yetekneksiz ve özgüvensiz bulduğum o kadınla beraber olup magazin gazetelerinin şamar oğlanı haline geldi.


Dünyanın takdir ettiği bir müzisyen, Vaselis Seleas'ın varisim diyebileceği bir yetenek, çok ünlü oldu, ünlendikçe küçüldü gözümde.Sanki yeteneğine ihanet ediyormuş gibiydi.Konserleri kalabalıklaştıkça hayranları azaldı.Gün gedli Babylon'da tanıdık yüz göremez olduk.O günlerde küstüm Hüsnü Şenlendirici'ye. Ne albümünü aldım ne de konserine gittim bir daha. Ta ki bu şarkıyı dinleyene kadar. İlhan Erşahin'e duyduğum travmatik hayranlığı bir kenara koyarak söylüyorum,son yıllarda beni en etkileyen kompozisyon diyebilirim.Tabi şu an içinde bulunduğum depresyon ve Londra Oteli'nin muhteşem manzarasının da etkisi büyük.Ancak sonuç değişmiyor.Bana göre kendi alanlarında dünyanın en iyileri ile aynı klasmanda gördüğüm 2 güzel adamın yarattığı ahenk de kendileri kadar güzel olmuş.
DEVAMINI OKU...