Pages

16 Mart 2014 Pazar

Babamız Bizi Sevmedi... Çirkiniz...

Tam 5 sene kuş gibi uçup gitmiş...Daha dün gibi aklımda her an.. Dağ gibi bir adam 35 kiloluk bedeniyle kucağımdaydı. Hangimiz için daha zordu bilmiyorum.. Eriyip bitmiş bir babayı kucaklamak mı, yoksa eriyip bitmiş bir babanın kucağında durduğu evladının yüzüne bakması mıydı bizi ağlatan.. Dünyanın en yakışıklı adamıydı benim için..İlk aşkım,en büyük aşkım..Üstelik karşılıksız bir aşktı bizimkisi..Kan ve soyadı ortaklığıydı sadece..En iyi okullarda okudum,hep iyi arabalara bindim,şık kıyafetler giyindim.Ama ne güzel kıyafetlerimi gösterecek, ne kep töreninde fotoğraf çektirecek, ne de arabaya atlayıp şöyle bir tur atacak babam olmadı benim.Aslında vardı sureti..Bedeni oralarda bir yerdeydi,arada bir telefon ederdi..Belki bunlar bana yetmedi, belkide beni,benim onu sevdiğim kadar çok sevmesini istedim.İşte bu yüzden biraz mahsun yetiştim..Zamanla derim bir timsah gibi kalınlaştı.Zırhıma değen her şey geri tepti. 5 sene önce bugün duvarlarımı iyice yükselttim.Çünkü babam artık gerçekten yoktu..Yani arada bir de olsa telefon gelmeyecekti. 25 yaşıma kadar hiç görmediğim kadar çok görmüştüm o aşık olduğum yüzü yaşamının son 2 senesinde.Hastane odasında baba kız olmayı başarabildik. O serumlara bağlı yatakta yattı, ben yanındaki tekli koltukta oturdum. Tam 745 gün geçirdik birlikte..Bağlandığı cihazların sesini dindirebilen tek bir şarkı vardı aklımda....Her gün, her dakika tekrarladım... Güle güle baba...Seni affediyorum..

video

Paylaş

14 Mart 2014 Cuma

Eşlik Edelim Teyzeye

11 Mart sabahı bir anlamda hepimizin uzun zamandır beklediği ama aklımızın ucundan bile geçirmek istemediğimiz; küçücük, umut ve yaşam dolu bir ana kuzusuna yakıştıramadığımız o acıyla uyandık. Berkin artık yoktu..Adını,yüzünü bilmediğimiz ama emri kimden aldığı bütün dünyaca malum olan, robotlaştırılmış,insanlıktan çıkarılmış bir polis tarafından öldürüldü. Anasının koynundan koparıldı Gezi'nin en küçük şehidi.. Tabutunu anaları,kardeşleri,abileri ablaları taşıdı. Arkasında medyanın söylediği gibi on binler değil,milyonlar yürüdü.16 kiloluk en ağır acı yeniden biraraya getirdi herkesi.
Belki de daha önce hiç görülmemiş bir kalabalık toplandı, Berkin için..Erbakan'ın,Özal'ın da cenazesi de çok kalabalıktı.Ama katılanların birçoğu ya kameralara gözükmek zorunda olduğundan, ya bu zatlarla göbek bağı olan dernek ve okulların kaldırdığı otobüslerde yoklama alındığından ya da o partiye oy verdiği için cenazedeydi.Berkin için yürüyenlerin ise hiçbir çıkarı,beklentisi yoktu.Hatta gazlanmayı,sulanmayı,plastik mermi ile taranmayı,yani bir anlamda yaralanmayı, belki ölmeyi bile göze almıştı. İşte bu yüzden; bir özür dilemeyi, 15 yaşında bir bebeği katleden polis hakkında soruşturma açmayı çok görenler kıskandılar.Çünkü kimse sandviç+50 lira alarak,bedava metro ve otobüslerle akmamıştı meydanlara.O kadar kıskandılar ki, photoshopla kalabalıklaştırdıkları miting alanı fotoğrafları yerine, Berkinimiz'in cenaze fotoğraflarını akp miting alanı gibi servis etti çürümüş beyinler. Sağ olsun devlet, katili olduğu bebenin daha cenazesi toprağa girmeden bir de taziye mesajı yolladı toma ve akreplerle. Gün düşmeden karıştı ortalık.Polis saldırdı,evladının arkasından yürüyen halk direndi. Şişli'nin karıştığı anlarda yakıldı barikat ateşi Dolapdere'nin ara sokaklarında.
Barikatın önündeki büyük bir tahtada BERKİN ELVAN BARİKATI yazıyordu.Ardında genç,yaşlı onlarca kişi vardı.Devletin kaska,copa,gaza bürünmüş hali anında saldırdı.Ara sokak bir anda gaza boğuldu.Ciğerimiz Berkin için yanarken, gözlerimiz de biber gazıyla yanmaya başladı. Kara kaşlı çocuk için mi ağlıyorduk yoksa gaz mıydı bizi gözyaşına boğan?!...Her şey birbirine karıştı.. Tam yavaş yavaş geri çekiliyorduk ki, yıkık dökük bir Rum evinin cumbasından, sigara içmekten çatallaşmış bir ses duyuldu. Yaşlı bir teyze tüm gücüyle şarkı söylüyordu polislere doğru. YANIYOR MU YEŞİL KÖŞKÜN LAMBASI YAR... Halimize gülelim mi ağlayalım mı bilemedik. Teyze var gücüyle şarkı söylerken, barikatın arka tarafı da coştu.. Bilenler şarkıya eşlik etmeye başladı, bilmeyenler alkış ve ıslıklarla destekledi.Ön grupsa gaz ve plastik mermiye taşla karşılık veriyordu.Sonra bir gaz fişeği ateşlendi ve Dolapdere'yi saran o şarkının geldiği evin balkonuna girdi.Herkes anında o eve yöneldi, yaşlı teyzenin sesi kesildi.Birkaç genç eve girip çatallaşmış sesi ile bize umut aşılayan kadına yardım etti..Diğerleri ise Dolapdere'nin, kentsel dönüşüm adı altında hırpalanan karanlık sokaklarında izini kaybettirdi.


Müzeyyen Senar'ın berrak sesi ile hafızama kazınan "Yeşil Köşkün" lambası hala yanıyor mu bilmiyorum ama 1 Haziran'dan bu yana benim içim yanıyor,analar yanıyor,kardeşler,ablalar,abiler yanıyor,sokakta barikat ateşleri yanıyor...Ve umuyorum bu ateş muktediri de yakacak...Kesip,katlettiği Atatürk Orman Çiftliğinin içinde yükselttiği o ucube saraya yerleşemeden o da yanacak...
Paylaş

9 Mart 2014 Pazar

Barıştık Balım

Sol klarnetin büyüsüne kapıldığım yıldı 1999. Tek amacım Zakir Hüssain dinlemekti Brüksel'deki caz festivaline gittiğimde, devasa salona girerken aklımda binbir soru işareti vardı .Bir haftalık harçlığımı biletlere gömmüştüm.Dünyanın bir ucunda,evden kilometrelerce uzaktaydım.Babama " yea baba bi Hindu var manyak müzik yapıyo 80 frank verdim bilet aldım,yolsuzum az para yollasana" deme şansım da yoktu. Ne bileyim gençlik işte.Heyecandan terleyen elimde ıslanan biletle girdim içeri.Kulağıma ilk gelen sesti klarnet ve perküsyon.Ön grup çıkmıştı ilk olarak.Kısa boyumla arka sıralardan zıplaya zıplaya sahneye bakmaya çalıştım.Şans bu ya Afyonlu bir abi yetişti imdadıma.Aldı omzuna ve sinirlerimi oynatan o anı görmeme neden oldu.Sahnede 8 kişi..Hepsinin üstünde beyaz gömlek,siyah pantolon ve başlarında siyah beyaz fotr şapkalar. Bildiğin estargon kalesi çalıyorlar.Elin al yanaklı,sarı saçlı avrupalısı da çok anlarmış gibi dans ederek eşlik ediyor.Aklımdan geçen ilk cümleydi "laağn adamlara bak bizim anadolu müziğini çalıp,buralarda meşhur oldukları yetmedi, memleket müziğini dinletmek için 80 frakımı da aldılar" Omzuna çıktığım adama veryansın ettim, abi şu hale bak ya klarnet bizim darbuka da bizim sayılır adamlar malı götürüyor diye söylendim.(niye böyle milliyetçi bi tutum sergiledim hala bir fikrim yok) Derken bir ses duyuldu sahneden "abi fransızcası iyi olan biri kapanış konuşmasını yapsın" diye.
Ses, tam hatırlamıyorum ama galiba Hüsnü Şenlendirici'ye aitti. Arkasındakiler ise daha sonra Türkiye'de belli bir kesim tarafından yakından takip edilen Mehmet Akatay,Volkan Öktem vs. yani Laço Tayfa'nın güzide üyeleriydi. İstanbul'un yeraltı müzik piyasasında bir hayli meşhur olsalar da ben onları Brüksel'de binlerce kişiyi hipnotize ettikleri bir caz festivalinde tanıdım.Türkiye'ye döndüğümde ise neredeyse bütün konserlerini takip ettim.Babylon'un müdavimi oldum.Küçücük konser salonu arkadaşların her hafta toplandığı ev kıvamındaydı.Laço Tayfa konserlerine gelen herkes birbirini tanırdı.Zaten toplasan 100 kişiydik.Sonra Hüsnü Şenlendirici solo albüm yaptı,benim bir türlü sevemediğim komplekli,yetekneksiz ve özgüvensiz bulduğum o kadınla beraber olup magazin gazetelerinin şamar oğlanı haline geldi.


Dünyanın takdir ettiği bir müzisyen, Vaselis Seleas'ın varisim diyebileceği bir yetenek, çok ünlü oldu, ünlendikçe küçüldü gözümde.Sanki yeteneğine ihanet ediyormuş gibiydi.Konserleri kalabalıklaştıkça hayranları azaldı.Gün gedli Babylon'da tanıdık yüz göremez olduk.O günlerde küstüm Hüsnü Şenlendirici'ye. Ne albümünü aldım ne de konserine gittim bir daha. Ta ki bu şarkıyı dinleyene kadar. İlhan Erşahin'e duyduğum travmatik hayranlığı bir kenara koyarak söylüyorum,son yıllarda beni en etkileyen kompozisyon diyebilirim.Tabi şu an içinde bulunduğum depresyon ve Londra Oteli'nin muhteşem manzarasının da etkisi büyük.Ancak sonuç değişmiyor.Bana göre kendi alanlarında dünyanın en iyileri ile aynı klasmanda gördüğüm 2 güzel adamın yarattığı ahenk de kendileri kadar güzel olmuş.
Paylaş

6 Ocak 2014 Pazartesi

O BİR DÜŞÜNCE RESSAMI

"Bilinçaltı sanatın gerçek kaynağıdır" Freud'un bu sözü Yüksel Arslan sayesinde ete kemiğe büründü gözümde. Cahilliğimden kaynaklı olsa gerek Dirimart Galeri'de 2 gün önce açılan sergisini görene kadar kendisinden haberim yoktu. Cahilliğimden kaynaklı diyorum zira kendisi dünyanın en saygın en tanınmış ressamlarından biri. Araştırınca öğrendim ki,40 yıldır yaşadığı Fransa'da önünden geçerken binasının mimarisine dahi ağzımın suyunu akıttığım Georges Pompidou Müzesi'ne ismini veren cumhurbaşkanı Pompidou bile kendisinin ağır hayranıymış, hatta Arslan'ın bazı eserlerini koleksiyonuna katmış.

İlk bakışta sıradan resimler gibi gelebilir gözünüze. Şu an Dirimart'ta sergilenen yaklaşık 50 resme baktığınızda, içinizden ulen bunu ben bile çizerim bile diyebilirsiniz.Ancak kazın ayağı öyle değil. Yüksel Arslan bir fırça ressamı değil, Klee'nin yarattığı tezdeki gibi tam anlamıyla bir "düşünce ressamı".Tuvallerine akıl,mantık,önyargı ve hassasiyetlerden arıtılmış düşüncelerini yansıtmış.Kesinlikle estetik ya da ahlaki bir kaygısı yok. Birçok kişinin düşünmeye,dillendirmeye dahi çekindiği imajları canlandırmış.Üstelik diğer ressamların aksine, düzene aykırı resimler çizmek istediğinden, düzenin kabul etmediği materyalleri kullanıyor. Ana malzemeleri ise; bal, kül,sabun,yumurta,kan hatta üre yani bildiğimiz sidik.

Resimlerine dikkatle baktığınıza bazen Marx'ın el yazmalarından alıntılar gözünüze çarpıyor,bazen binbir organik madde arasından Nietzche usulca göz kırpıyor. Komünizmin etkileri ise o kadar açık ki es geçmeniz mümkün değil. Üstelik yeni sergisinde Gezi olaylarına da selam çakmayı unutmamış 80'lik delikanlı. Daha fazla detay vermeyeceğim ki, heyecanınız dinmesin. Ancak 1 Şubat'a kadar açık kalacak olan sergiyi gezmenizi şiddetle tavsiye ediyorum.İlk görüşte aşk hayali kurmayın, ama resimlerin önünde biraz vakit geçirin.O zaman ne demek istediğimi anlayacaksınız. Adres için http://www.dirimart.org/ sayfasına bakabilirsiniz.
Paylaş

14 Ekim 2013 Pazartesi

PARANIZ YOKSA HUZUR İÇİNDE ÖLEBİLİRSİNİZ!

Biz yaşam hakkı,ücretsiz sağlık hizmeti falan diye haykıralım, SGK ve Sağlık Bakanlığı bir olmuş hepimizi yok etmeye çalışıyor. Üstelik o kadar sinsiler ki tüm düzenlemeler kapalı kapılar ardından, sessiz sedasız yürütülüyor.


Yeni Düzenleme HAYIRLI Olsun

Uzun bir süredir özel hastanelerin yönetim kurulu başkanları (hastane değil ticarethane olduklarını onlar da kabul ettiklerinden başhekimler tarafından değil, ceolar tarafından yönetiliyorlar)zaten başbakana baskı yapıyorlardı. Müezzinoğlu hepsinin hayalindeki bakandı. Çünkü malumunuz kendisi halkı değil parayı sever. Veeee süper bakan Müezzinoğlu, koltuğa oturur oturmaz, özel hastaneleri de vatandaşın sırtına oturttu.

Malum daha önceleri herkes istediği hastanede, istediği doktora muayene olabiliyordu. Ya da yatarak tedavi olunacaksa sevk yeterli oluyordu. Her iki durumda da tedavi için gerekli taban ücreti devlet ödüyor,özel hastaneler vatandaştan sadece devletin ödediği paranın %90'nını talep edebiliyordu. Devletin ödediği en yüksek fiyat 34 lira olduğundan, en kötü durumda dahi vatandaşın cebinden 29 tl + KDV yani toplamda 42 lira 60 kuruştan fazlası çıkmıyordu. (tabi birçok özel hastane insanları kandırıp uçuk paralar almayı başarıyordu o ayrı)

Şimdi SGK diyor ki ben de para yok, tedavi olmak istiyorsanız kendiniz ödeyin. Bunu fırsat bilen özel hastaneler de hem devletin ödediği hem de vatandaşın ödediği katkı payına tam % 200 zam yaptı. Hemen örnekleyelim.

Devletin ödediği EN DÜŞÜK katkı payı 75 TL'ye çıkarıldı. Ama SGK diyor ki ben 34 liradan fazla ödememe. Yani burada açıkta kalan 41 TL var. Bir de üstüne özel hastane vatandaştan devletin ödemesi gereken katkı payının 2 katını istiyor yani 150 TL.

Şimdi toplama bir bakalım. 150 TL zaten paşa paşa ödenecek, bir de devletin ben ödeyemem dediği 41 TL ödenecek. Yani özel hastaneye adım attığımız an cebimizden EN AZ 191 TL çıkacak.

PARALI ACİL SERVİS

Eski uygulamada bildiğiniz gibi acil servisler ücretsizdi. Şimdi bu uygulamada değişti. Hem de inanılmaz bir laf cambazlığı ile. Yeni yönetmelik hastanın acil durumu geçer geçmez fatura işlemeye başlar diyor. Yani diyelim ki bir kalp krizi vakası.. Acil ameliyat şart.. Ama ameliyat biter bitmez aciliyet de bitmiş sayılıyor. Yoğun bakım ve ilaç masrafları hastaya yükleniyor. Üstelik yine 2 kat fiyatla.. Diyelim ki devlet yoğun bakım için ( ki yoğun bakımda devlet kendine göre kesenin ağzını açıyor) 7 bin tl ödediyse, hastane artı olarak hastadan 14 bin tl talep edebilecek.


MÜŞTERİ DEĞİL YURTTAŞIZ

İşin özü SGK'nın bu yeni düzenlemesi çoğu başbakan ve müridlerine ait olan 550 özel hastaneyi ihya ederken, 75 milyon insanı mağdur ediyor.Devlet yurttaşına paran yoksa huzur içinde ölebilirsiniz diyor.

Paylaş

10 Ekim 2013 Perşembe

Taksim Rehabilitasyon Merkezi'nde Ne oldu?


Bakım Evi Mi Fuhuş Yuvası MI?


Mide bulandırıcı o haber ilk kez dün akşam saatlerinde dillendirildi. Taksim'deki "Çocuk Bakım ve Rahabilitasyon" merkezinin müdürü ve 2 müdür yardımcısı o merkezde kalan çocuklara zorla fuhuş yaptırıyor deniyordu haberlerde. Üstelik de o bakım evi, bilinen adıyla Rotary Çocuk Evi'nde kalanların birçoğu istismar edildikleri için ailelerinden alınan çocuklardı.

Çocukların en küçüğü 12, en büyüğü 17 yaşındaydı. Tam 40 çocuktan bahsediliyordu. İddia o ki, bu çocuklar bazı geceler, kurum müdürü tarafından gizlice bakım evinden çıkarılıp, para babalarına peşkeş çekiliyordu. Kimi zamanlar da küçük çocuklarla ilişkiye girmekten zevk alan şeref yoksunu, sapık kişilikler bakım evine gelip kiminle olacaklarını kendileri seçiyordu.

İhbarı Kim Yaptı


Yukarıda anlattığım durumun tam 14 ay devam ettiği söyleniyor. Yani emniyetin iddiası bu yönde. Üstelik olaya dair ihbar da neredeyse 1 yıl önce yapılmış. Birileri polisi aramış ve rehabilitasyon merkezinde yaşı küçük çocukların fuhuşa zorlandığını söylemiş. Bunun üzerine de teknik takip başlamış ve 2 ay önce operasyonun düğmesine basılmış. Operasyon dediğime bakmayın. Kimse tutuklanmamış, kimsenin ifadesi dahi alınmamış. İşin garibi tüm bu yaşananlar 2 ay boyunca sır gibi saklanmış.

Olay dün akşam olayda adı geçen 3 kişinin emniyete davet edilmesiyle ortaya çıktı. Gözaltına alındılar falan diye haberler yapıldı ama dediğim gibi kimse gözaltına alınmadığı gibi sadece ifade için emniyete davet edildiler. Sonra da herkes serbest bırakıldı.


Bakan Kabul Etti

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin'den tık yok 2 gündür. Malum kendisi, dün kadınlara yönelik bir sempozyumda, kendisini protesto eden kadınları tartaklayan, saçlarından tutup yerlerde sürükleyen şahsi korumalarına karşı sustuğu gibi, bu olay karşısında da sustu. Sadece twitter üzerinden olayı takip ediyoruz falan diye geveledi. Ama bütün sosyal hizmetler çalışanlarını tembihlemeyi de ihmal etmemiş bu arada. Bugün kimse telefonlara çıkmadı, telefonu açanlar ise direkt bakanın emri konuşamayız dedi. Ancak o sırada Rotary Rehabilitasyon Merkezi'nde hararetli bir çalışma çoktan başlamıştı. Önce kurumun tabelalar söküldü, sonra göstermelik kameralar takıldı kapı önüne . Çocukların yatakhanelerinin de apar topar boşaltıldığı ise gözden kaçmadı.



Başını belaya sokmak istemediğimden adını vermeyeceğim, Rotary çalışanlarından biri bizi içeri aldı. Ve olayın 2 ay önce yaşandığını, çocukların Bahçelievler'de başka bir merkeze gönderildiğini ve adı geçen şahısların da maaşlarının kesilmemek kaydı ile geçici olarak görevden alındığını söyledi.


İşin Perde Arkasında Ne Var?

Olayla ilgili bütün gün Taksim, Şişhane arasında mekik dokudum. Zira gazetelerin dediği gibi merkez Taksim,Tarlabaşı'nda değil, Şişhane'de. Dediğim gibi konuştuğum görevliler olayı yalanladı. Hatta uzun bir süre o merkezde kalmış bazı çocuklarla da tesadüfen tanışıp, konuşma şansım oldu. Onların da dediği aynıydı. Polisin, çocukları fuhuşa zorluyor dediği A.K için hepsi iyi sözler sarf etti. Haliyle kafam iyice karıştı. Ben de eski Sosyal Hizmetler İl Müdürü Kahraman Eroğlu'nun kapısını çaldım. Onun anlattıkları ise kan dondurucu cinstendi.


Eroğlu, lafa direkt cemaat diye başladı. İlk olarak adı geçen şahısları 25 yıldır tanıdığını ve güvenilir, iyi insanlar olduklarını söyledi. (Bu arada Kahraman Eroğlu çok güvendiğim biridir, lafına itibar edilebileceğini düşünüyorum.) Bundan sonrasında tamamen Kahraman abinin sözlerinin özetini aktarıyorum size..

"Çocuk pazarladıkları söylenenler dürüst, namuslu ve hayatını bu işe adamış insanlardır. Kabahatları cemaatçi olmamaları. Zira çok uzun bir zamandır birçok devlet kurumunda olduğu gibi, sosyal hizmetlerde de bir tasfiye çalışması vardı. Ancak hem çocuklar hem de çalışanlar bu isimleri sevdiği ve onlara güvendiği için tasfiye edilmeleri zordu. Aydın insanların yerine cemaat tayfasından birilerini atamak istedikleri için böyle bir komplo kurulduğunu düşünüyorum"


Aklımdaki Sorular

Malum Türkiye'deki cemaatçi yapı ve örümcek ağı gibi her yere yayılmaya çalıştıkları gün gibi açık. Kahraman abinin de anlattıklarını duyunca aklımda birçok soru oluştu. Ben yanıtları bulamadım, belki siz bulursunuz.

1-) Madem ihbar vardı neden operasyon için 1 yıl beklendi. Bu sırada yaşı küçük çocukların istismar edilmesine, tecavüze uğramalarına savcı,polis dolayısıyla devlet neden sessiz kaldı?

2-) Kurumun 1 müdürü 1 müdür yardımcısı varken, gözaltına alındığı söylenen 2. müdür yardımcısı nereden çıktı?

3-) Teknik takiple kanıtlar toplandıktan sonra operasyon yapıldı deniyor, o zaman bu adamlar neden tutuklu değil?

4-) İstismar edildiği söylenen çocukların neden ifadesi alınmadı?

5-) Dün ifadeye çağırılan 3 şahsa neden fuhuşla ilgili tek bir soru bile sorulmadı.

6-) Görevden alınan müdürün yerine hangi bakan akrabası atandı?

7-) Rehabilitasyon merkezinin içindeki kameraların kayıtlarına ne oldu?

8-) Bakan Şahin neden susuyor?

9-) Rehabilitasyon merkezinde yaşanan olaya sadece 3 kişinin katıldığı söyleniyor. O zaman o binada çalışan diğer onlarca kişi kör müydü?
Paylaş

29 Mayıs 2013 Çarşamba

EYLEMCİLER İÇİN EL KİTABI


Taksim Gezi Parkı'nda yaklaşık 50 saattir inanılmaz bir direniş var.Yani şu anlarda milyonlarca insan Muhteşem Yüzyıl izleyip, Hürrem'in entrikaları karşısında hayrete düşerken, asıl entrika Gezi Parkı'nda dönüyor.Bir avuç cesur adam, kendi bedenini siper ederek; doğayı, yeşili, geleceği , tarihi korumaya çalışıyor.Az önce başbaş yine televizyonda sıkıyordu. Yok efendim onlar tarihe iade-i itibar yapıyorlarmış da, yok efendim oraya avm şartmış da falan filan... RTE'nin de dediği gibi karar verilmiş. Meşrutiyete karşı gelenlerin ayaklandığı Topçu Kışlası'nın yerinde avm yükseltmek için onlarca ağaç , tek yeşil alanımız yok edilecek.
Neyse dedik ya, neredeyse 50 saattir direniş devam ediyor. Bugün polis ortada görünmedi. Ama bu da planın bir parçası.Çünkü başbaş bugün başka bir doğa katliamına imza attı ve 3. köprünün temel atış törenini yaptı. Eğer Gezi Parkı'nda bir müdahale olsaydı, başbaşın doğa katliamına sebep olan açılış töreni haber bültenlerinde 2. plana düşecekti.İşte bu nedenle bugün polis, kenarda oturup copunu bileylemekle geçirdi gününü. Tahminimce en büyük çarpışma yarın yaşanacak. İşte bu nedenle eylemciler için bir liste hazırladım. Bence dikkate almanızda fayda var. Çünkü karşınızda bir gaz bağımlısı var.


EYLEME GİDENLER DİKKAT!!!

1- Bir defa limondan vazgeçin. Limon eskiden hayat kurtarırdı ama yeni nesil biber gazlarında limon bir işe yaramaz. Çünkü her ne kadar İdris Naim bunlar doğal dese de, yeni nesil biber gazlarının içinde PULLA denilen bir bitki var. Şili'de idam mahkumlarının zehirli iğne karışımlarına da konulan yakıcı bir madde. Etkisini bir tek elma sirkesi ve bebe şampuanı gideriyor. Eğer gazı yediyseniz hemen gözlerinizi bebe şampuanı ya da elma sirkesi ile yıkayın.
2- Eylem sırasında ince ince ama kat kat giyinmeye özen gösterin. Her müdahaleden sonra bir katı çıkarırsınız. Özellikle kollarınız ve bacaklarınız kapalı olmalı. Çünkü biber gazı vücuda yapışır ve sürekli kendini yenileyerek, deriyi yakmaya devam eder.
3- Büyükçe bir beze elma sirkesi dökün ve sirkeli bezi naylon bir poşette saklayın..Müdahale anında bezi ağzınıza kapatın.
4- Makyaj yapmayın, nemlendirici ya da güneş kremi sürmeyin. Bu maddeler biber gazının deriye daha çabuk yapışmasını sağlar.
5- Babet, terlik ya da kösele ayakkabı giymeyin. Rahat bir spor ayakkabı, özellikle de converse gibi boyunlu olanlar hem hızlı koşmanızı sağlar hem de sağa sola yayılan cam kırığı, taş gibi maddelerden ayağınızı korur.
6- Mutlaka yanınızda yedek kıyafet bulundurun.Çünkü F tipi polisin işi belli olmaz her an tazyikli suyu ensenize yiyebilirsiniz.

Son olarak...MÜCADELEDEN ASLA VAZGEÇMEYİN...SİZİN OLANLARI BAŞKALARINA PEŞKEŞ ÇEKMELERİNE İZİN VERMEYİN...SONUÇ NE OLURSA OLSUN BAĞIRIN...BELKİ BİR DUYAN OLUR...

Paylaş