ÜŞENGEÇLİK GENLERİMİZDE VARMIŞ

Yazan: katil kahya Tarih: 10 Mart 2013 Pazar 0 yorum


Herkes, özellikle de kadınlar hep zayıf ve fit bir vücuda sahip olmak ister. Erkeklerinse üçgen vücut takıntısı malumunuz. Ama iş spor yapmaya, diyet yapmaya gelince yan çizmek de adettendir. Pazartesi başlanılan diyetler Salı biter, büyük heveslerle kayıt yaptırılan spor salonları 2 gün sonra unutulur ya da benim gibiler spordan çıkıp soluğu Burger King’te alır. Bahanede hazırdır; hacı bugün 10 kilometre koştum, küçük bir hamburgerden ne çıkar ki?! Meğer kabahat bizde değil atalarımızdaymış. Yani üşengeçlik genlerimizde varmış. Çünkü bundan 20 bin yıl önce yaşayan ilk insanlar yattıkları yerde zayıflamanın formülünü keşfetmiş. Nasıl mı? İşte bu sorunun yanıtını bana yakın arkadaşım ve aynı zamanda da ünlü bir medikal hekim olan Gönül Ateşsaçan verdi. Gönül anlattı, ben şok oldum. Şimdi ben susacağım, size Gönül anlatacak zayıflamanın zahmetsiz formülünü.

“Yapılan araştırmalara ve bulunan kemikler, fosiller üzerinde yapılan incelemelere göre ilk insanlar, zayıf, kaslı ve atletikti. Yağ dokuları yok denecek kadar azdı.  Tabi ki gıda bulma konusunda katı doğa şartları ve zorlu yaşam koşullarının da etkisi var ama fit vücutlarının en büyük sebebi soğuk ırmaklar. İlk insanlar kaslı ve zayıftı, çünkü soğuk ırmaklarda yıkanmak, soğuk su içmek zorundaydılar ve soğuk zayıflatır, vücudu kaslandırır. Mesela tüpsüz dalış yapanlara ya da soğuk su da yüzenlere bir bakın, hepsi fittir. Çünkü vücut soğuğu yenmek için depoladığı yağları yakar ve kasları çalıştırır. Birçok kişi bilmese de, içeceklerin içine 2 küp buz atmak zayıflatır. Çünkü vücut kendi ısısında olmayan sıvıları ısıtmadan kullanamaz. Mesela içinde 2 küp buz olan bir bardak su ortalama 5 derecedir. Vücudun bunu midede kullanabilmesi için suyun sıcaklığının en az 36 derece olması gerekir. İşte bu nedenle vücudunuz o buzlu suyu kullanmadan önce ısıtır, ısıtırken de fazladan kalori harcar, yağ yakar. Yani dozu aşılmadan, boğazları şişirmeden içilen buzlu içecekler sizi zayıflatır”

İşin özü şu ki, işin cılkını çıkarmadan hergün 2 bardak şekersiz sıvıyı içine 2 küp buz atarak yudum yudum için ve gerisini vücudunuza bırakın. Yavaş yavaş zayıflamaya başladığınızı ve özellikle de karın, basen gibi yağların hücum ettiği bölgelerin incelmeye başladığını göreceksiniz. Deneyin...Ben denedim 2 kilo gitti bile.






DEVAMINI OKU...

SELİM SESLER’E SES VERİN

Yazan: katil kahya Tarih: 4 Mart 2013 Pazartesi 0 yorum


Selim Sesler… Adı bile ahenkli adamın..Tıpkı müziği gibi... Belki birçoğunuz adını ilk kez duydunuz, belki de benim gibi ağır hayranısınız. Türkiye’de maalesef adını çok fazla duyuramasa da, kendisi dünyanın ayakta alkışladığı bir klarnet virtüözü. Amerika’da, Avrupa’da binlerce hayranı var. Özellikle İspanya’da çok seviliyor ve dinleniyor. Saygın caz festivallerinde, açılış konserinde sahne alacak kadar önemli bir isim. Hani o ağzımız açık izlediğimiz, kırmızı halı törenlerinde gördüğümüzde “abi bu adam Türk” diye yabancı arkadaşlarımıza kendi çapımızda hava attığımız Fatih Akın var ya, Selim Sesler işte o dünya çapındaki yönetmenin bile ilham kaynağı. Başta Altın Ayı olmak üzere birçok ödül alan “Duvara Karşı” filmi dahil olmak üzere bütün Fatih Akın filmlerinin müziğini yapan daha önemlisi o filmlerin senaryosunun yazılmasına neden olan adam Selim Sesler. Öyle bir klarnet çalıyor ki, insanın beyni uyuşuyor, hipnotize oluyorsun resmen. Klarneti çalmıyor adeta konuşturuyor, oynatıyor. 



Ama dünyanın önünde eğildiği o klarnet pas tuttu. Çünkü Selim Sesler tam 18 aydır klarnetine dokunmuyor, daha doğrusu dokunamıyor. Kalbinin yerinde takılı olan cihaz buna izin vermiyor. Geçtiğimiz günlerde evinin kapılarını açtı bana. Tarlabaşı, Kalyoncu caddesindeki mütevazı evinde eşiyle birlikte ağırladılar beni. Bütün çaresizliğine, sıkıntısına rağmen yüzü gülüyordu. Aklıma gelen ilk soru “Neden hala bu evde oturuyorsunuz?” oldu. Cevap yüzüme tokat gibi yapıştı. “İstediğim kadar ünlü olayım, zengin olayım benim özüm bu. Ben bir Romanım. Evim, yurdum Tarlabaşı. Sırf cebim para gördü, şanım şöhretim oldu diye insanlarımı, mahallemi terk edemem” İşte Selim Sesler’i sevmek için bir neden daha. Kimliğini kaybetmeden, geçmişine sırtını dönmeden şu an bulunduğu yerlere gelebilmiş gerçek bir sanatçı.

Şimdi yeniden dönelim sağlık durumuna. Selim Sesler, 18 ay önce Almanya’da verdiği konserin ardından, soluğu dünyaca ünlü müzik şirketi Sony’de aldı. Bir albüm anlaşması yaptılar. Önce dünya müzikseverlerinin gönlünü fetheden Sesler, şimdi de kendi ülkesinde sesinin duyurmaya karar vermişti. Ama Sony’nin ofisinden çıkar çıkmaz yere yığıldı. Gözünü açtığında hastanedeydi ve kalbinin yerinde fotoğrafta da gördüğünüz kol çantası şeklinde bir cihaz takılıydı. Çünkü kalbi iflas etmişti. Selim Sesler’in vücuduna 18 aydır bir makine kan pompalıyor ama kalp nakli şart. Üstelik zaman giderek daralıyor. Selim Sesler ise en çok klarnet çalamadığı için üzülüyor. Belki bir daha asla klarnet çalamayacak, belki bir daha onun nefesiyle ses verdiği o müthiş şarkıları, kulağımızın pasını silemeyecek. En acısı da yalnız bırakılmış olması. Yanında sadık birkaç dostundan başka kimse yok. Türkiye’yi yurt dışında temsil eden bir ismi , Kültür Bakanlığı arayıp sormuyor bile. Belli ki kendileri tanımadığı için, kimse tanımıyor sanıyorlar, önemsiz görüyorlar. Selim Sesler, Tarlabaşı’ndaki evinde yardım bekliyor. Yüzü gülse de içinden yardım çığlıkları atıyor. Selim Sesler’in sesini duyuyor musunuz?

DEVAMINI OKU...