Eşlik Edelim Teyzeye

Yazan: katil kahya Tarih: 14 Mart 2014 Cuma 0 yorum
11 Mart sabahı bir anlamda hepimizin uzun zamandır beklediği ama aklımızın ucundan bile geçirmek istemediğimiz; küçücük, umut ve yaşam dolu bir ana kuzusuna yakıştıramadığımız o acıyla uyandık. Berkin artık yoktu..Adını,yüzünü bilmediğimiz ama emri kimden aldığı bütün dünyaca malum olan, robotlaştırılmış,insanlıktan çıkarılmış bir polis tarafından öldürüldü. Anasının koynundan koparıldı Gezi'nin en küçük şehidi.. Tabutunu anaları,kardeşleri,abileri ablaları taşıdı. Arkasında medyanın söylediği gibi on binler değil,milyonlar yürüdü.16 kiloluk en ağır acı yeniden biraraya getirdi herkesi.
Belki de daha önce hiç görülmemiş bir kalabalık toplandı, Berkin için..Erbakan'ın,Özal'ın da cenazesi de çok kalabalıktı.Ama katılanların birçoğu ya kameralara gözükmek zorunda olduğundan, ya bu zatlarla göbek bağı olan dernek ve okulların kaldırdığı otobüslerde yoklama alındığından ya da o partiye oy verdiği için cenazedeydi.Berkin için yürüyenlerin ise hiçbir çıkarı,beklentisi yoktu.Hatta gazlanmayı,sulanmayı,plastik mermi ile taranmayı,yani bir anlamda yaralanmayı, belki ölmeyi bile göze almıştı. İşte bu yüzden; bir özür dilemeyi, 15 yaşında bir bebeği katleden polis hakkında soruşturma açmayı çok görenler kıskandılar.Çünkü kimse sandviç+50 lira alarak,bedava metro ve otobüslerle akmamıştı meydanlara.O kadar kıskandılar ki, photoshopla kalabalıklaştırdıkları miting alanı fotoğrafları yerine, Berkinimiz'in cenaze fotoğraflarını akp miting alanı gibi servis etti çürümüş beyinler. Sağ olsun devlet, katili olduğu bebenin daha cenazesi toprağa girmeden bir de taziye mesajı yolladı toma ve akreplerle. Gün düşmeden karıştı ortalık.Polis saldırdı,evladının arkasından yürüyen halk direndi. Şişli'nin karıştığı anlarda yakıldı barikat ateşi Dolapdere'nin ara sokaklarında.
Barikatın önündeki büyük bir tahtada BERKİN ELVAN BARİKATI yazıyordu.Ardında genç,yaşlı onlarca kişi vardı.Devletin kaska,copa,gaza bürünmüş hali anında saldırdı.Ara sokak bir anda gaza boğuldu.Ciğerimiz Berkin için yanarken, gözlerimiz de biber gazıyla yanmaya başladı. Kara kaşlı çocuk için mi ağlıyorduk yoksa gaz mıydı bizi gözyaşına boğan?!...Her şey birbirine karıştı.. Tam yavaş yavaş geri çekiliyorduk ki, yıkık dökük bir Rum evinin cumbasından, sigara içmekten çatallaşmış bir ses duyuldu. Yaşlı bir teyze tüm gücüyle şarkı söylüyordu polislere doğru. YANIYOR MU YEŞİL KÖŞKÜN LAMBASI YAR... Halimize gülelim mi ağlayalım mı bilemedik. Teyze var gücüyle şarkı söylerken, barikatın arka tarafı da coştu.. Bilenler şarkıya eşlik etmeye başladı, bilmeyenler alkış ve ıslıklarla destekledi.Ön grupsa gaz ve plastik mermiye taşla karşılık veriyordu.Sonra bir gaz fişeği ateşlendi ve Dolapdere'yi saran o şarkının geldiği evin balkonuna girdi.Herkes anında o eve yöneldi, yaşlı teyzenin sesi kesildi.Birkaç genç eve girip çatallaşmış sesi ile bize umut aşılayan kadına yardım etti..Diğerleri ise Dolapdere'nin, kentsel dönüşüm adı altında hırpalanan karanlık sokaklarında izini kaybettirdi.


Müzeyyen Senar'ın berrak sesi ile hafızama kazınan "Yeşil Köşkün" lambası hala yanıyor mu bilmiyorum ama 1 Haziran'dan bu yana benim içim yanıyor,analar yanıyor,kardeşler,ablalar,abiler yanıyor,sokakta barikat ateşleri yanıyor...Ve umuyorum bu ateş muktediri de yakacak...Kesip,katlettiği Atatürk Orman Çiftliğinin içinde yükselttiği o ucube saraya yerleşemeden o da yanacak...

0 yorum:

Yorum Gönder